Çalışma Alanları
Çalışma alanları, hangi alanlarda hizmet verdiğimizi ve detaylı bir şekilde açıklamalarının bulunduğu sayfadır.
Danışmanlık, özel bir alanda uzmanlaşmış kişi veya kişilerin sahip oldukları birikimleri hizmet vereceği gerçek veya tüzel kişiye yardım etmesi olarak özetlenebilmektedir. Bu anlamda gerçek veya tüzel kişilerin hukuki anlamda birçok konuda danışmanlık alması gerektiği günümüzün kaçınılmaz bir gerçeğidir. Bu sebeple avukatlar hukuki açıdan her türlü ihtiyaçları en üst düzeyde çözüm odaklı bir şekilde karşılayarak gerçek ve tüzel kişilerin sorunlarına cevap vermektedir.
Hukuki Danışmanlık Hizmeti Çeşitleri:
- Kişisel ve Kurumsal Danışmanlık
- Hukuki Mütalaa Hazırlanması
- Online Danışmanlık
- Duruşma Takibi
- Önleyici Danışmanlık
- Raporlama analizi
Devlet kurumları tarafından yapılan haksız eylemlere karşı haksız yapılan eylem ve işlemin iptaline karşı dava açılması anlamına gelmektedir. Bu yolla açılan davalarda idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğu denetlenmektedir.
İdare hukuku da bir kamu hukuku alanıdır. İdare hukukuyla ilgili davalar idare mahkemeleri, vergi mahkemeleri ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay’da açılabilmektedir.
İptal davalarında yalnızca davaya konun edilen idari işlemin iptali talep edilmekteyken Tam yargı davalarında ise idari işlemin iptalinin yanında ortada bir zararın söz konusu olması gerekmektedir. Yani iptali yanında bir hakkın yerine getirilmesi, uygulanmasını veya durdurulmasını yani icrai bir davranışta bulunulması talep edilmektedir.
-İdare Mahkemeleri: İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1.maddesine göre; “İdarenin hukuka aykırı işlem ve eylemlerine karşı açılan idari davalara bakmakla görevli temel mahkemelerden biridir.” Sonuç olarak idare mahkemesi, idare hukukunun genel görevli mahkemesidir. Kanunen aksine hüküm bulunmadıkça idari konulara bakmakla görevli olan mahkeme İdare mahkemeleridir.
-Vergi Mahkemeleri: İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 1.maddesine göre: “ İdarenin vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ile bunların zam ve cezalarına ilişkin iptal ve tam yargı davalarına bakmakla görevli olan özel bir mahkemedir.”
Vergi mahkemelerinin bakmakla görevli olduğu davalar 2576 sayılı Kanun’un 6.maddesinde sayılmıştır:
• Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar.
• Yukarıdaki konularda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları.
• Diğer kanunlarla vergi mahkemesine verilen işler.
CEZA HUKUKU
Bir kişinin özgürlüğü, diğer kişilerin toplumsal menfaatleriyle sınırlanmaktadır. Ceza adı verilen bu yaptırımlar, bu tür fiilleri işlemek eğiliminde olanları korkutarak, onları harekete geçmesini önlediği gibi, korkmayarak bu fiilleri işlemiş olanların cezalandırılmak suretiyle uslanmalarına ve bu şekilde topluma zarar verecek davranışları tekrarlanmaktan kaçınmalarına yardımcı olur.
Ceza Hukuku, hukuka tabi olanların ihlal edici hareketlerine kamusal tepki olarak hizmet eder. Bu sebepledir ki; Ceza Hukuku bir kamu hukuku dalıdır. Bu kamusal tepki devlet gücüyle sağlanmaktadır.
Ceza hukuku alanındaki hizmetlerimiz şunlardır:
- Şikayet ve suç duyurusu işlemleri
- Şikayetçi ve müdahil vekili olarak ceza davalarının takibi
- Şüpheli ve sanık müdafi olarak ceza davalarında savunma ve hukuki yardım
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurular
- Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru
-Suçta ve Cezada Kusur İlkesi: Ceza hukuku anlamında kusur, bir fiilin isnat yeteneği mevcut bir kimse tarafından bilerek ve istenerek işlenmesidir. Yani, failin cezalandırılabilmesi için fiili bilerek ve isteyerek yapmış olması gerekir.
-Belirlilik İlkesi: Suç tanımında yer verilen cümlelerin açık ve net bir şekilde anlaşılır olması gerekmektedir. Herhangi bir fiilin hangi suçu oluşturduğunu ve bunlar için verilen yaptırımların nelerden ibaret olduğunun herkesin anlayabileceği açıklıkta olması gerekmektedir.
-Kıyas Yasağı: Kanunda açık bir şekilde suç olarak tanımlanmamış bir fiilin, bununla bazı yönlerden benzerlik arz eden başka bir fiile ilişkin suç tanımı kapsamında değerlendirilmesidir. Ancak Ceza Hukuku’nda kıyasın uygulanabilmesi mümkün değildir.
-Suç ve Cezaların Şahsiliği İlkesi: Ceza hukukunun en önemli ilkelerinden biri olan suç ve cezaların şahsiliği ilkesi, suçu isleyenden başkasının suçlanamaması ve aynı şekilde suçludan başkasının cezalandırılamamasını öngörür.
-Geriye Yürüme Yasağı: Ceza hukukunun kişi hak ve hürriyetleri açısından güvence oluşturması amacıyla kabul edilen bir diğer kurala göre; fail, fiilin işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunlara göre suç oluşturması halinde cezalandırılabilir. Fiil, işlendikten sonra yürürlüğe giren bir kanunda suç olarak tanımlanmış ise; bu kanun geçmişe yürütülerek fail cezalandırılamaz.
-Mülkilik İlkesi: Suçun işlendiği yeri bağlantı noktası olarak kabul eden bu ilkeye göre failin veya mağdurun vatandaşlığı dikkate alınmaksızın, ülkesinde suç islenen devletin ceza kanununun uygulanması gerekir. TCK’nda temel ilke olarak mülkilik ilkesi kabul edilmiş olmakla birlikte ceza kanunun yer bakımından uygulanmasında bu ilkenin bazı istisnaları (faile göre şahsilik,mağdura göre şahsilik, koruma, evrensellik ve ikame yargı gibi) da söz konusudur.
Özel hukuk temel olarak; kişilerin (gerçek ve tüzel kişiler) kendi aralarındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Bu hukuk dalında kamu gücünün yer aldığı herhangi bir kurum bulunmamaktadır.
Özel Hukuk alanında temel ilke olan serbestlik ilkesine göre kanunda düzenlenen hükümlere aykırı olmamak kaydıyla taraflar diledikleri şekilde hareket edebilmektedir. Özel hukukta, bir kimseye, hukuk düzeninin sağladığı yetkilere hak denir. Hakkın kullanılması veya kullanılmaması kişinin kendi iradesine bırakılmıştır. Kişi hakkını kural olarak doğrudan veya tasarruf ile kullanır. Ancak bir hakkın kullanılması bir takım kanuni düzenlemelere tabii tutulmuştur. Örneğin bir hakkın kullanılması Türk Medeni Kanunu’na göre dürüstlük ilkesine uygun olmalıdır Aksi halde, bir hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin koruması mümkün olmayacaktır.
Özel Hukuk alanında başlıca davaları örnekseyici sayacak olursak; Boşanma davaları, tazminat davaları, alacak davaları, tapu iptali ve tescil davaları, el atmanın önlenmesi davaları, itirazın iptali davaları, kamulaştırma davaları, işçilik davaları, menfi tespit davaları, miras davaları, ortaklığın giderilmesi davaları gibi davalar özel hukuk alanındaki başlıca örnek davalardandır.
ÖZEL HUKUKTA ÇEŞİTLERİNE GÖRE DAVALAR:
İŞ MAHKEMESİ DAVALARI:
İş ve çalışma hayatını düzenleyen kanunların tümüne iş hukuku denir. Sanayi devriminden sonra anlam kazanmaya başlayan çalışan hukukuna yönelik iyileştirici hükümler, insan haklarının giderek önemsenmesinden sonra önemli bir konu olmuştur. İş hukuku, hem çalışanı hem de işvereni koruyan ve devletle ilişkilerini düzenleyen kanundur. Kanun ile çalışan ve işveren arasındaki hükümler belirlenir ve herhangi bir uyuşmazlık halinde iki taraf arasındaki anlaşmazlık giderilir.
İş hukuku Kara Avrupası hukuk sistemlerine dahil ülkelerde genellikle kendi ülkelerindeki kanun hükümlerine göre düzenlenmektedir. İş uyuşmazlıkları kural olarak iş mahkemelerinde görülmektedir.
Özellikler:
-İş hukuku kuralları nispi emredicidir. Kanunda yazan hükümler, sadece işçi lehine değiştirilebilmektedir.
-İş hukuku hakkındaki uyuşmazlıklarda bir hükümle ilgili bir kararsızlık yaşanması halinde bu durum işçi lehine olacak şekilde yorumlanmaktadır.
-İş hukukundaki hükümler, işverene göre zayıf konumda olan işçi sınıfını koruyucu nitelikler taşımaktadır.
ASLİYE HUKUK MAHKEMELERİ DAVALARI
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 2.maddesine göre özel hukuk uyuşmazlıklarında aksine düzenleme bulunmaması halinde görevli olan asıl mahkemeler Asliye Hukuk Mahkemeleri’dir. Genel mahkemeler olan Asliye Hukuk Mahkemeleri’nin görevleri asıl iken, Sulh Hukuk Mahkemeleri’nin görevleri ise istisnadır.
Yine aynı kanunun ilgili maddesine göre; Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın aşağıda belirtecek olunan her türlü davaya bakmakla yükümlü olan mahkemeler Asliye Hukuk Mahkemeleri’dir.
• Malvarlığı haklarına ilişkin davalar.
• Şahıs varlığına ilişkin davalar.
Asliye hukuk mahkemesinin görevine giren bazı davalar şunlardır:
• Tapu iptal ve tescil davası,
• El atmanın önlenmesi davası,
• Geçit veya üst hakkı davası,
• Haksız işgal ve ecrimisil davası,
• Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası,
• Şufa (önalım) davası,
• Zilyetliğin tespiti ve korunmasına ilişkin davalar,
• Menfi tespit ve istirdat davası,
• Alacak davası,
• Tapuya şerh verilmesi veya şerhin kaldırılması davası,
• Maddi manevi tazminat davası,
• Mirastan mal kaçırma davası,
• Soy bağının Düzeltilmesi ve babalık davası
• İtirazın iptali davası
• Kamulaştırmasız el atma davası
• Kamulaştırma nedeniyle tescil ve bedel davası,
• Ad ve soyad değişikliği ile nüfus kaydının düzeltilmesine dair diğer her türlü dava,
• Mirasta tenkis davası,
• Vasiyetnamenin iptali davası,
• Miras sözleşmesinin iptali,
• Mirasçılıktan çıkarma veya çıkarmanın iptali davası
• Derneğin feshi veya genel kurulun iptali davası,
• Vakıflarla ilgili davalar.
AİLE MAHKEMESİ DAVALARI
Türk hukukunda geleneksel yaşamda bir hayli önem arz eden aile kurumunu korumak için 4787 sayılı ‘’Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun” düzenlenmiş olup bu düzenlemeler sayesinde ivedi bir şekilde bir ailenin ve ailedeki çocuğun korunmasını sağlamaktadır. Aile mahkemesinin görevi de aile hukukundan kaynaklanan dava ve işlere bakmakla yükümlü özel bir mahkemedir.
Ayrıca Aile Mahkemeleri’nin bakmakta olduğu konular aşağıda sıralanmaktadır:
• Boşanma davası,
• Boşanma protokolünün uygulanmasından kaynaklanan davalar,
• Evlenmenin butlanı veya iptali davası,
• Yaş küçüklüğü, gaiplik, kısıtlılık veya bekleme müddeti nedeniyle mahkemenin evlenmeye izin vermesi davası,
• Boşanma davasıyla birlikte veya boşanmadan sonra açılan maddi ve manevi tazminat davaları,
• Boşanan kadının eşinin soyadını kullanmasına izin davası,
• Boşanan kadının bekleme müddetinin (iddet müddeti) kaldırılması,
• Nafaka davaları,
• Çocuğun velayeti veya velayetin değiştirilmesi davası,
• Boşanmada mal paylaşımı davası (katkı payı alacağı, katılma alacağı, değer artış payı alacağı davaları),
• Aile konutu şerhi konulması veya şerhin kaldırılması davası, aile konutu üzerinde sağ kalan eşe intifa hakkı tesisi davası,
• Aile mallarının korunması davası,
• Aile soyadının değiştirilmesi davası,
• Babalık davası, soybağına itiraz ve iptal davası, soyabağının reddi davası,
• Evlat edinme ve evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası,
• Nişanın bozulması nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası,
• Terk ihtarı gönderilmesi,
• Vesayet davası (kayyımın kaldırılması ve değiştirilmesi)
SULH HUKUK MAHKEMESİ DAVALARI
Sulh hukuk – asliye hukuk mahkemesi ayrımı, oldukça uzun sayılabilecek tarihsel bir geçmişi bulunan, köklü bir ayrım konumundadır. Her iki mahkemenin tarihsel süreç içerisinde, üstlenmiş oldukları misyonlar, birbirinden farklıdır ve sözü edilen ayrım, bir tesadüfün değil; bu misyon farklılığının bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Temel olarak Sulh Hukuk Mahkemeleri’nin, basit, fazla karmaşık bir nitelik taşımayan, meblağ itibariyle daha küçük çaplı uyuşmazlıkları; Asliye Hukuk Mahkemeleri’nin ise, daha komplike, kronikleşmeye yüz tutmuş ve meblağ itibariyle de daha büyük çaplı uyuşmazlıkları çözüme kavuşturması hedeflenmiştir. Genel görevli mahkeme olan asliye hukuk mahkemelerinin aksine Sulh Hukuk Mahkemeleri’nin görevleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4.maddesinde örnekseyici bir şekilde sayılmıştır.
• Arabuluculuk faaliyeti neticesinde tanzim edilen anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi,
• Arabuluculuk bürosunun yetkisine yapılan itiraz hakkında karar vermek (7036 sayılı Kanun m.3/9),
• Arabuluculuk büroları, Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından belirlenen sulh hukuk hâkiminin gözetim ve denetimi altında görev yapar. Arabuluculuk bürosunun olmadığı yerlerde büronun görevinin sulh hukuk mahkemesi yazı işleri müdürlüğü tarafından hakimin gözetimi ve denetimi altında yerine getirilir (7036 sayılı Kanun m.28/3),
• Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar,
• Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin davalar,
• Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yönelik olan davalar,
• 6100 sayılı HMK ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh hukuk hâkimini görevlendirdiği davalar.
TİCARET MAHKEMESİ DAVALARI
Ticaret mahkemelerinin görevleri 6102 sayılı Ticaret Kanunu’nun 5.maddesinin 1.fıkrasında sayılmıştır. İlgili madde hükmü gereğince Asliye ticaret mahkemesi; dava konusunun değerine veya miktarına bakılmaksızın ticari davalara ve ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli özel bir mahkemedir.
Asliye ticaret mahkemesinin görevine giren hukuki uyuşmazlıklar genel olarak aşağıdaki şekildedir:
• Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar ticari dava olarak kabul edildiğinden bu davalara bakma görevi asliye ticaret mahkemesine aittir.
• Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili çekişmesiz yargı işi niteliğindeki ticari davalar,
• Tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın 6102 sayılı Ticaret Kanunun ticari dava ve çekişmesiz yargı işi olarak kabul ettiği işler.
Asliye ticaret mahkemesinin baktığı bazı davalara örnek verilecek olunursa;
• Çek, senet ve bono ile ilgili davalar
• İflas davası
• Rekabet yasağı davası
• İşletmenin veya malvarlığının devralınması, birleşmesi ve tür değiştirmesiyle ilgili davalar
• Komisyon sözleşmesiyle ilgili davalar
• Ticari temsilciler ve ticari vekillerle ilgili davalar
• Sigorta ile ilgili davalar
• Kredi mektubu ve kredi emriyle ilgili davalar
• Bankalara ve diğer finansal kuruluşlara ödünç para verme ile ilgili davalar
TÜKETİCİ MAHKEMESİ DAVALARI
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunu’nun 73/1.maddesi gereğince “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik her türlü uygulamadan kaynaklanan davalara bakmakla görevli olan mahkemeler Tüketici Mahkemeleri’dir.”
“Tüketici” ve “tüketici işlemi” kavramları 6502 sayılı Kanunda şu şekilde açıklanmaktadır:
• Tüketici: Tüketici, ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişidir. 6502 sayılı kanun, hazır bir malı veya hizmeti satın alarak onu günlük yaşamında kullanan veya tüketen kişiyi korumaktadır. Örneğin, bir kimse evde traş olmak için traş bıçağı aldığında tüketici olarak kabul edilir.Aynı traş bıcağını marketinde satmak için satın aldığında, ticari amaçla işlem yaptığından tüketici değildir.
• Tüketici İşlemi: Bir işlemin tüketici işlemi olarak kabul edilebilmesi için hukuki ilişkinin taraflarından birinin tüketici, diğer tarafın ise satıcı, hizmet sağlayıcı veya onlar adına hareket eden gerçek ya da tüzel kişi olması gereklidir. Taraflar arasında gerçekleştirilen işlemin tüketici açısından mesleki ve ticari bir amaçla yapılmaması şarttır. Tüketici işlemi, mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder.
Ancak önemle belirtilmesi gerekir ki; tüketici mahkemesinde doğrudan dava açılabilmesi için belirli bir parasal sınırın aşılması gerekmektedir. 2020 yılı için sınırlar şu şekildedir:
• Değeri 6.920 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine başvurulmalıdır.
• Büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise 6.920 TL ile 10.390 TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur.
• Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerinde 10.390 TL’nin altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvurulmalıdır.
• Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde 6.920 TL ile 10.390 TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvurulmalıdır.
Bu değerleri aşan uyuşmazlıklar için ise tüketici hakem heyetlerine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesinde dava açılmalıdır.
KADASTRO MAHKEMESİ DAVALARI
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 25.maddesine göre; “Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir.” hükmü bulunmaktadır.
Başlıca Kadastro mahkemelerinde görülen davalarla ilgili olarak
Taşınmaz mal mülkiyetinin kurulması ve bunun tapuya tescili, şerh edilecek olan sınır ve ölçü uyuşmazlıklarının kanunlar çerçevesinde çözülmesi,
Velisi olmayan, kendisine vasi atanmayan reşit olmayan çocuklara ve kısıtlı kişilere mahkeme yolu ile kayyum atanması,
Kanunlar kapsamında kendisine yüklenen tüm görevlerin yerine getirilmesi,
Hak sahipleri arasında yaşanan veraset uyuşmazlıklarının çözümü,
Mahkeme tarafından yapılan başvurunun uygun görülmesi durumunda veraset çıkarılması ve bununla ilgili veraset belgesinin verilmesi,
Düzenlenen kadastro tutanağı ile beraber mahkemenin görevi de başlamış kabul edilir. Son derece geniş bir görev ağı bulunmakla beraber en önemli görevleri bunlardır.
Taşınmaz mallar için ihtiyati tedbir karanının çıkarılması kadastro mahkemesinin görevleri arasında yer almaktadır. Mahkemenin yapılan başvuruyu olumlu olarak kabul etmesi ve ihtiyati tedbir kararının çıkarılması durumunda, karar çıkarılan taşınmazın bağlı olduğu kadastro ve tapu sicil müdürlüklerine mahkeme resmi bir evrak göndererek almış olduğu kararı bildirerek gerekli yasal sürecin işlemesini sağlamaktadır.
Komisyonlar tarafından alınan kararlar ve kendisine gönderilen tutanakları incelemekte bu mahkemelerin görevidir. Bu tutanaklarda düzeltilmesi gereken maddeler varsa bu düzeltmeleri gerçekleştirir, raporda yer alan düzeltmeler için ilgili kurumu uyarma hakkına sahiptir. Yine bu raporlarla ilgili sunum yapma hakkına sahiptir.
Bir takım borçların ödenmesi veyahutta bir takım alacakların tahsil edilmesi gerçek ve tüzel kişiler olmak üzere herkesin yaşamış olduğu durumlardan biridir. İcra takibi alacaklı gerçek veya tüzel kişinin borçludan kendi başına tahsil edemediği alacağını devlet gücüyle tahsil etmek için icra müdürlüklerinde başlatılan işlemlerin genel adıdır.
İcra takiplerinin de ilamlı ve ilamsız olmak üzere 2 çeşidi bulunmaktadır. İlamlı icra bir mahkeme kararına dayanarak başlatılan icra türüne verilen bir ad iken, İlamsız icra ise herhangi bir mahkeme kararının olmasına gerek duyulmadan para ve teminat alacak olan kişilerin tahsili için başlatılan icra çeşididir.
İcra Takibinin Aşamaları:
İcra takibi, ilk olarak icra müdürlüğüne yapılan takip talebi ile başlamaktadır. Takip talebine istinaden icra müdürlüğü icra takibini açıp bunun akabinde alacaklının talebiyle birlikte ödeme emri kural olarak icra müdürlüğü eliyle borçluya tebliğ edilmektedir. Bu aşamadan sonra ödeme emri eline geçen borçlunun çeşitli takip türlerine göre farklı farklı itiraz ve ödeme süreleri bulunmaktadır. Borçlu, takibe itiraz edebilir ya da ödeyebilir. Bu tebliğden itibaren kural olarak herhangi bir itiraz olmaması halinde takip kesinleşir ve artık bu aşamadan sonra karşımıza gelen icrai işlem haciz işlemleridir. Alacaklının talebi üzerine icra müdürlüğü taşınır veyahut taşınmaz mallara haciz koyabilmektedir. Alacaklı haciz koyulan taşınır ya da taşınmaz malların satışını istemesi halinde artık satış aşamasına geçilecek ve bahse konu mallar devlet gücüyle satılarak alacaklı alacağına kavuşmuş olacaktır.
İcra işlemleri için avukat tercih edilmeli midir?
İcra takibi hukukun son derece teknik ve hak kayıplarının çok olduğu bir alandır. İcra hukukuna ilişkin süreçler uzmanlık gerektirir. Yapacağınız hata ve kaçıracağınız süreler hak kayıplarına uğramanıza sebep olabilir.